11 Temmuz 2016 Pazartesi

Bir Beyaz Yakalinin Cigligi

Hep derim aslında sıkıcı toplantılara girmektense soğan doğramak daha çok keyif verir diye. İçimde uzun zamandır duyduğum ama kalbimi susturduğum bir ses yankılandı. Kalbimi yastıklara boğdum aman da ses duyulmasın diye. Ne için yaşıyorum, mutlu muyum mutsuz muyum? Aniden birşey olsa, hayat benim için bitse tam da istediğim gibi mi yaşamış olurdum ya da elimde olan şeyleri değiştirebilecekken aslında çok kolay olsa ve ben hiç değiştirmemiş olsam... Kendimle yüzleşsem kendime bakar mıyım yoksa kaçar mıydım?

İstediğim hayatı mı yaşıyorum yoksa başkalarının bana biçtiği yakıştırdığı hayatı mı yaşıyorum?

Her 35 üstü metropolde yaşayan insanın her boş anında sorduğu bir soru mu bu?

Her pazar günaydın tadında instagramdan paylaşılan rüya hayatlarda mı kaldık sadece?

Ya hayatın renkleri mavi yeşil pembe ise.  Ben kendimce lacivert beyaz sarı kırmızı yaşarken ya daha pudra renkler hakimse benim gökyüzüme.

Başkalarının hırslarına ya merdiven olduysam.

İstifa ettim bir günde. Bir metrobüs yolculuğunda Söğütlüçeşme-Yenibosna arasında karar verdim sanırım. İş yerinin merdivenlerini çıkarken o taşlara baka baka. Ruhum sığmadı o griliklere.. Üstelik her ay gelen faturalar var.

Biletimi de kestim!

Sonra bir suru sey vs.. Once bir bosluk sonra bir ozgurluk..


26 Haziran 2016 Pazar

Once isten ayrildim..

Once isten ayrildim...

Ara ara masamda daraldigimda dusunurdum ya ben aslinda harcaniyorum.. Tamam kendi isimde de biliyorum cok iyiyim, hakkaten alanimda iyiyim, insanla ilgili olan hersey uzmanlik alanim sanirim. Ama zaman zaman dalar giderdim masamda ben ne yapiyorum diye, soyle sahilde bir yerde bir cafem olsun, guzel guzel ikramlar hazirlayayim vs. Bazen de derdim su toplantilarda olmak yerine sogan mi dogramak daha keyifli acaba:)) Olsun hepsi guzel aslinda.

Isten ayrildim cunku cok cok erken yollara dusup cok cok gec saatlerde evime gelmek, hem de bu istanbul;un trafiginde beni benden aliyordu, dayanamadim.. Simdi arkasindan yazmiyorum kendime cafe actim hayallerimi yasiyorum diye:) sadece tatildeyim, yine kendime uygun bir is bulup sanirim birlikte calisacagim insanlarin hayatlarina dokunacagim, Insan Kaynaklari'ni oyle anlamli buluyorum ben insana dair ve odaginda insan olan her turlu is; buna butcesi de dahil, sevimsiz seyleri de faydali isleri de hepsi neticede ayni sey, insana dokunanan guzel seyler yapmak..

Evet isimden ayrildim ama ne ayrilis, masami toparlamak saatler surdu, cok tatli dostlarim beni yalniz birakmadi koliler hak getire, saymadik sayamadik benle gecen yillari.. Sanki evden tasinir gibi, su amerikan filmlerine hep ozenirdim bir koliye her anlarini nasil da sigdiriyorlar degil mi? Benim caylarim ayri bir paket, tek kisilik kahve ve cay makinelerim meshurdur, geleni agirlamak icin ve kendim icin tabiki.. Sevdigim marka radyom, mumlarim, kalemlerim, cok degerli kirtasiyelerim, dosyalarim birikimlerim, arkadaslarimin bana seyehatlerden getirdigi seyler, ya her mevsime gore masa konseptlerim.. Yazlari mavi, yilbaslari ahsap agacla ahsap suslerim.. Oyle bir yerlesmisimki ise bile toparlanmak bilmiyorum. Dusunuyorum insan sadece eski asklarinin hayatlarina bile azicik yerlesiyor ben hangi limani buldumsa oyle bir yerlesiyorum sanirim.. Is olsun ask olsun farketmez, ama toparlanmaya karar verildi mi ve herseyin otesinde zamani geldi mi hicbirseyimi birakmam bir anda toparlanir hersey.. Hersey o karari verene kadar zaten hayatta.. Neyse ilk kez soyle ask disinda bir sey yazayim dedim yine olmadi ordan burdan yine girdi ask.. Ask aslinda benim diger adim, isime de asigim, masama da, yarattigim kucuk dunyalarima da.. Kendime ne kadar asik degilsem herseye o kadar asikmisim aslinda..

3. kez yaziyorum isten ayrildim, yeni bir ise yelken acmadan bir dostumun beni tetiklemesiyle nefesimle tanistim. O kadar reiki aldim, o kadar kisisel gelisim kitaplari okudum, az cok bilirim bu isleri, oyle bir kac yildir da degil sanirim 9 yil oldu tanisikligim bu dunya ile. Ama hep birsey eksik bulamiyorum, farkindaligimin cok yuksek oldugunun da bilincindeyim, kendimden cok herkese baska bir gozle de bakabilirim ama birsey eksik birsey eksik. Hep de derlerdi sen nefes kocu ile calis, nefes terapisi al, nefes al.. Bir de ustune ustluk astim oldum 29 yasimda! Ayrilik acisiyla sanirim nefesim kesildi, sonra da bir daha dogru durust alamadim. Ayrilik acisi gecti bitti, neler yasandi bitti yok ben yine nefes alamiyordum, bir kere hastaneye zor yetistirdiler, %40'a dusmustu nefesim sanki bogazima yapisiyorlardi.. Hatta cok sevdigim arkadasimin ablasi astroloji haritama bakti sen nefes'e git baska yolu yok dedi. Bana denildikce ben kactim hep, zaten aksini yapsam sasardim.

Bir sekilde nefes ile tanistim, seker mi seker bir de nefes kocum var benim, herkesin yasam kocu var ya benim de nefes kocum var, yasami biliyordum da nefesi bilmiyordum:) Cok acayip insan bir nefesle dogar bir nefesle tik diye gider aslinda en lazim olan sey.. Ama en uzak sey.. Su aralar iyiyim, hayata guveniyorum, akisa biraktim oyle boyle degil.. Birseyler bekliyorum; iste bekliyorum, askta bekliyorum, mucizeleri bekliyorum.. Buarada profesyonel hayat beni cagirana kadar da B planim devrede, yine cok sevdigim bir dostumun acilisina destek verecegim; cicekci ve cafe :) Hayat gercekten mucize...

O yuzden korkmamak lazim hayatta; seni ileriye tasiyacak bir nehir aslinda, binmesini bilirsen sandala, is ki adim at gidersin.. 3 gunluk dunya zaten hayatin tapusu yok ki yerleseyim :)

Evet son kez yaziyorum:) Once isten ayrildim, sonra nefesle tanistim, simdi tatildeyim, beni bekleyecek mucizelere acigim hem de kim ne derse desin...

Kendimi de artik bir baska seviyorum sanirim, cunku benden baska yok, tek'im: Ingilizcesi sanki cok guzel anlatiyor 'unique'.. Herbirimiz tekiz hayatta az evvel bir arkadasim dedi esin benzerin yok diye, sanirim yok.. Onlari da ayri bir yazi da anlatirim.

Tek olmayi da seviyorum galiba..

14 Mart 2016 Pazartesi

Hiclik - 02 02 2016

Uzun zamandir yazmadim.. Yasadim ama yazmadim...

Cok guzel bir kis gecti, eski dostlarimla, kuzenlerimle, cok sevdiklerimle eglencenin dibine vurmus olabilirim hatta, cogu zaman teenage donemimize dondugumuz, kahkaha seslerimizden Istanbul'un en sik restaurantlarindan uyari aldigimiz, utanip aamaannnn deyip tekrar koptugumuz dogrudur hatta. Sonrasinda da efsane bir yaz gecti, sosyallikte limit gokyuzu idi sanirsam, 18'li yaslar geri dondu, ardindan cok huzurlu bir sonbahar, simdi de yine mevsim kista, ayni dongu cok sukur..

Bir 'ama' var ne yazik ki tum bunlara ragmen, ne yazayim ki...
Ulkenin bu gidisatina bile uzulup hiddetlenirdim, o bile yok, sandiklara yapisan ben, secim olsa   sandigin yanindan gecesim yok, o derece biraktim ideallerimi de.
Ask yaziyorum ben genelde, birini dusunmek, dilemek, istemek, hayal kurmak vs. cok uzak.
Bir baktim ki gecen gun ne de cok buyumusum. Buyumek boyle birseyse eger, duygusuzlasmaksa pek bir marifet de degilmis, keske o kucuk kiz gibi kalabilseymisim aslinda.
Ya buyumusum ya yorulmusum ya da inancsizlik basmis ustume..

Gun geciriyorum oylesine...

Biliyorum asil sorun kalbimde: sanki kalbimin salterini kapatmisim, sonra hucrelerime tumden kepenk indirmisim, ustune bir guzel 5 kg'luk bakkal tipi eski kilitlerden vurmusum, anahtari da bir sandiga gomup Istanbul'un Bogazinda bir yere atmisim, garanti olsun diye tum okyanuslarin ustunu kumla ortup, tam ortasina goge uzanan 1 km yukseklikte demirden bir gokdelen dikmisim. Ara ki bulasin o kalbi. Beni arayan varsa zaten bulamasin diye belki de kimbilir.. Gormesinler bu hissizligimi diye belki.. Sebebi bile yok bilmiyorum. Zaten pek birsey bilmiyorum ben artik, herkesin herseye fikri oldugu bir donemden geciyoruz, benim fikrim de yok zikrim de.
Ki bu kadar cosku meraklisi bir ben icin ilginc durumlar bunlar. Hayret ettim kendime, boyle donusurken ne zaman boyle olmusum, dogrusu onu bile hic fark etmemisim. Nerde kopmus filmim benim hatirlamiyorum. Herseyden bu kadar keyif alan ben, hayatinin ortasina coskunun heykelini diken ben, neden ve ne zaman boyle olmusum acaba? En korktugum kadin tipine donusmusum, insanin basina ne gelirse zaten elestirdigi yadsidigi sey gelirmis. Yasattigini yasamasindan bile kotu bir durum bu aslinda. En azindan yasattigini yasadiginda bir yasanmislik olur bir his olur. Bunda o bile yok. Ruhum icime kacmis sanirim evet kesinlikle en korktugum tipe donusmusum.

Bakasim yok kimseye, begenesim hic yok, mavi boncukla isim olmaz.. Duygularim hak getire.. Kriterleri dizmisim, ust uste arşa kadar gider hepsi. En tepesine de oturmusum kriterler merdiveninin, elimde cekirdek citliyorum umarsiz.

Ben bile yok ya siparisin boylesi gelmez dedim sanirim. Her karsima cikanda bir eksiklik buluyorum, ama ile baslayan cumle kurmaktan kimseyi tam goremiyorum. En cok da dostlarim muzdarip bu durumlardan.

Ya cok mukemmelliyetci olmaktan ya cok bilmislikten ya da hic inanmamaktan.. Bilemiyorum...

Kendimden cikip yuruyorum uzaklara sonra donup duruyor ve sirtimdan bakiyorum kendime.
Ben beni tanimiyorum artik, hayret ediyorum o sevislerime; dusunuyorum da zamaninda ne sevmisim birilerini.. Iyi ki de sevmisim halim varken. Birisini cok sevmisim ve sevilmisim sonra ayrilip gitmisim ardindan acisini cekmisim, sonra onu unutup sirasiyla baskasinda gozum bir donmus benim olsun diye, o bitmis gecmis, birisi ile kendimi asmis baska bir ben olmusum hatirliyorum, sonra hic beklemedigim anda bir baskasina asik olmusum, bir ara dizlerim falan titriyordu, oh ne guzel sacmaliyordum konusamiyordum,  hatta 7x24 fonlu geziyordum sanirim... Simdi dusunuyorum da o kizi pek tanimiyorum, o hallerden bu hallere giren beni animsadikca gulumsuyorum, canli kanli imisim, simdi cok uzak geliyor o hallerim, kendime sasiriyorum, cabalarima sasiriyorum hatta bazen imreniyorum, hayran bile oluyorum,  gurur duyuyorum o kendimle..

Sanirsiniz 100 yil gecmis sanki ustunden, sunun surasinda bir kac yil onceydi.. Cok da degil aslinda.

Boyle boyle bir suru hikaye yaratiyor insan kendine.. Aslinda ya cok dolu hikayeler beni ben yapmis, ya da bombos hikayeler olmus, benden goturmus, icimi bosaltmis, ister misiniz kendimi hala bulamamis olayim.

Tum sevdiklerim coluk cocuga karisti, itiraf ediyorum, ben daha oralarda hic degilim, ayip olmasin diye yaa tabi insallah darisi basima diyorum. Sonra sonra itirafa basladim, pek oyle bir gudum yok, korkum endisem hic yok, ben merkezciyim, kendimi ariyorum konforumu da hic bozmuyorum, kendi kalbimi tekrar bulmaya karar verecegim de, asik olup sevecegim de sonrasi oooo cok cok uzak. Hatta en kizkardesim olan kuzilerimden birinin bir cocugu daha oluyor kendime sasirdim, hic heyecan basmadi, varsa yoksa Aysecik. Hatta cok soyledim son zamanlarda hic ugrasamam kendi cocugumla bile, Aysecik bana yeter. Ne baska cocuk, ne baska ask, ne yeni bir arkadas, kimseye verecek sevgim kalmadi, sevme limitlerim tukendi, kalpte yer yok, olanlar fazlasiyla yer kapliyor.. Hic sevesim gelmiyor ekstradan baska kimseyi, eyvahlar olsun! Issiz kadin tribi demek bu oluyormus.

Mutsuz bile degilim, mutsuz olsam bir kum firtinasina giresim olurdu donusmek icin, bir his yok, bir olaya giresim yok. Ancak elektrik carpmasi lazim o da var mi bilmem. ya da o kafayla mi alakali, hazir olmak mi lazim, istemek dilemek mi lazim. Bilmiyorum, neyse bilmemek de guzel, gecer elbet, gecmezse cok da fifi..!

7 Ocak 2014 Salı

Is-tan-bul

Belki yüz kez uçmuşumdur uçakla, ama bu gece öyle bir nutkum tutuldu ki, öyle güzeldi İstanbul! Köprü, Galata, tüm şehir; içinde bütün sevdiklerim ve tanıdıklarım olan , herbiriniz olan bu şehir mücevher gibi parlıyordu.. Alçaktan uçtuk epey.. Hangi kadın ve hangi adam yüzü, hangi tablo daha güzel olabilir ki İstanbul'dan.. Başka şehirde yaşanmaz... Çok özel bir şehir burası, herşeyine rağmen.. Adı da güzel, soruyorlar neredensin: "İS-TAN-BUL".. Üstelik aşık da değilim, içimden geldi, öylesine..

7 Hazirandi yazdigimda..2013sicak haziran gunu...

Ya yok biz aynı sudan içmemişiz aynı havadan solumamışız orası kesin! Hala mesajı alamamış! Sanki beni marjinaller faizciler ajanlar sokağa dökmüş!!!! Zihniyete bak! Yürüyüş kıyafetimle, babetlerimle koşa koşa cuma akşamı çıktıysam sokağa bir ağaçtan çıkmadım, "odun" yüzünden çıktım sokağa!!! Demokratik haklarımı geri almak için çıktım! Senden ve söylemlerinden sıkıldım diye çıktım! Ne yapacağıma ne edeceğime ne içeceğime ne giyeceğime karışmaya başladığın için çıktım! Reyhanlı'da ölen sadece konuştuğum iyi günler dediğim hiç tanımadığım ana baba kuzusu yurdum insanı olan ve ölen o parkomat görevlileri için çıktım ! Polise hiçbir saygısızlık yapmadığım küfür etmediğim taş atmadığım halde şahsen yediğim onlarca biber gazı için ikinci gün de çıktım mesela sokağa! Tanımadığım o kırmızılı kızı üzdün diye kırdın diye ıslattın gazladın diye çıktım mesela! Atam'a karşı tahammülsüzlüğün için çıktım sokağa! 3. Gün fatih'in çanak sorularına verdiğin yanıtlar için Kadıköy'ü beğenmediğin için, babama, eşime dostuma alkolik dediğin için çıktım sokağa! Beni kimse değil, akp değil, yandaşın değil "sen" çıkardın sokağa!!!! O zaman sen marjinalsin, provakatörsün; beni sokağa sen çıkardın! Sokağa vatandaşı döken, ortalık karıştıranlar provake ediyor ya! Hiçbir örgüte siyasi kuruluşa üye değilim ben! Hep kendi adıma konuştum! Gazı yiye yiye, bir ertesi gün bir daha çıktım inadina! Biz demedim hiç! Ben vatandaşım, halkım ben, çıktım, genelde kimse ile karşılaşmasam tektim hatta ciktigimda sokaga!!!! Yemeğimi masada yarım bıraktım, masadan gözlerim dolu dolu kalktım! Kimse beni gazlamadı sen beni çıkardın sokağa! Ayrıca ben koyun muyum biri bana emir versin, beni sürüklesin, sokaklara salsın!!!!!! Biraz sağduyulu olalım, aklıselim olalım mesela! Gücümü diğer %50'den, damarlarımdaki asil kandan almış olabilir miyim mesela???? 

30 Aralık 2013 Pazartesi

İç Dertleşme

Hayat keşke en sevdiğimiz şarkı olsa. Hiç bitmese. Bazen sevdiğimiz şarkıyı çok dinleriz ya, bazen biter hemen çal tuşuna basarız, bazen boşluk bile vermeyiz birkaç saniye kalmışken tam, en başa sararız. 
Olacaklar yaşanacaklar belli gibi hani. Korku yok endise yok, bilindik gelecek gibi. Güzel bir melodi, hatta hatta şarkı uzunsa 5-6 dk ise ne mutlu bana çalmaya devam ettikçe.
Güzel bir şarkının ortalamala süresi 4dk iken, 2 ile 3 dakika kadar sürmesi ne kadar kötüyse güzel bir yaşamın 30-40 yaş arası yaşanması o kadar kötü işte.. 
Şarkı hep çalsa hiç susmasa... Bazen coşsa arada, biz kuzenlerimle şarkılarda o coşan yerlere dağ deriz, çıkar iner ritm çünkü, ama durulmaz, bazı yerlerde en yüksek noktayı bulur. Onun gibi bir şey işte hayat. 
Şu anda çalan şarkı; the cure - love song…Aşkının yanında evinde hissetmek benim için bu şarkı! Ötesi var mı?

Buarada, bazen resmi geçit yaparım hayatıma şarkılarla. Bu sarki onu hatirlatir. O sarki su son gideni mesela, sunda sunu yapmistim, sunla suraya gitmistim, bununla arabada gidiyordum kopruyu gectik o sirada bu caldi, su calarken öbürü içimi dağlamıştı canımı acıtmıştı mesela, şu çalarken çok mutluydum, çu çalarken daha ben olmamışım ne yazık, hele şimdiyi biri bir görse mesela.. Buna bunda ders veririm vs vs..

Sezen şarkılarında film çekildi ya, ah benden de bir liste isteseler de hayatımı çektirsem kendimce.. 
Ha çok mu renkli çok mu hüsranlıydı, çok mu coşkuluydu?.. Belki kimine göre hiç değil. Ama bence sıradan da değil. Ben zaten pek sıradan olmadım, sıradan hislerle yaşamadım, sıradanı ile hiç yaşamadım...

Mesela şu anda uçaktayım, o resmi geçit bugün biraz ağır geldi, bu kadar yüksekten bakınca hayata, bir yere gider ayak, sonuna kadar açmak istiyorum şu şarkının sesini.. Tükeneceğiz çalıyor, halbuki bunu önceden söylemiştim, tam da bu işte tükenmişlik sendromu. Hıçkıra hıçkıra vaktidir!

Heh şu anda bugünün tasviri ise: bana yalan söylediler..

04.12.2013
Yeryüzünde bilinmeyen bir noktada...

24 Eylül 2013 Salı

Bir kaç gün GEZİ'ndim..

Kendime inanamadım!
Gerçekten uzun zaman olmuş; bir kış, bir bahar ve yaz geçmiş yazmayalı, buraları donatmayalı..
Sanki hiçbirşey yaşanmamış gibi olmuş, ya da kimbilir çok şey yaşanmış gibi belki de..
Çok çalıştım; işime verdim kendimi, sonra bahar geldi; binbir umutla! Ne bahar hem de ; aslında baharın son günü 31 MAYIS 2013. Dünyanın en umutlu günü oldu bence; adı üstünde der gibi; baharın son günü; yazın müjdecisi bir gün. Ertesi gün gerçekten buralara yıllardır böyle yaz gelmemişti hani! 1 HAZİRAN 2013. Ve sonrası..
Bizim gibilerin hayatlarının en onurlu günü oldu bu iki gün arası süren 24 saat. Ne yaptık; sadece bayrak aldık çıktık sokaklara, meydanlara, sadece durduk, kenetlendik, birleştik, taşkınlık yapmadık, taş atmadık öyle denilen gösterilen gibi, marş söyledik, sloganlar attık... Tipimde hiç öyle taşkın biri yok ki zaten.. Gaz yiye yiye yürüdük, arkadaşlarla karşılaştık, sarıldık, ağladık.. Direndik işte! Çöp toplaya toplaya, birbirimize yardım ede ede.. En güzeli de belki bu oldu; önyargılar yıkıldı ne yalan söyleyeyim. 31 Mayıstan önce demek ki yargılar varmış kafamızda, gözümüzde sisler, bulutlar varmış. Yan yana geleceğimi düşünmediğim insanlar, adamlar kadınlar, tinerci çocuklar el eleydi. Adını bilmediğim, kim olduğunu bilmediğim; takımını, görüşünü, önceliklerini bilmediğim çocuklar solüsyonlar sıktı yüzüme, abla iyi misin dedi gümüşsuyunda bir tanesi, bu limon işe yaramaz dedi, sen iyisi yarına talcid-renine-süt-su karışımı hazırla dedi.. Ben hiç tanımadığım esmer iri kıyım bir adama iki fıs fıs sıktım, saol dedi bana. Derken ; dünya ahiret bacımsın derler ya aynı onun gibi dedi. Ne güzel insanlarmışız biz aslında; fb-gs kardeşmiş hepimizin kanında siyah-beyazın asaleti varmış mesela.Sol-sağ-muhafazakar-dindar-sosyalist yokmuş; Türk insanı varmış özde. Sarı saçlım mavi gözlüm bizi izleyince ilk kez belki böyle gurur duymuştur! Sanmam, daha önce bunun gibi birlik beraberlik olmamıştır bu ülkede.
İlk akşam Büyükadada Milto'dan yemekten kalktım; ayağımda dore renkli simli superga spor ayakkabılarım, taytım, balıkçıda kestirdiğim 4 limon ile gittim. He bir de arkadaşımdan fular aldım. Sandım ki fular beni korur:) Tek gittim.. Bağdat Caddesi'nden araba ile geçerken; eskilerden birini gördüm, laylaylom yürüyordu, oh iyi ki ayrılmışım dedim hatta! Adama bak; cumhuriyet elden gidiyor adam caddede dolaşıyor! Giderken; klasik yalanlar: ben adadayım anne! Kuzenim aradı: "Ben bugün gaz yedim, sen kesin ölürsün astımın var." dedi, "Artık, çok yoruldum sen de dön evine, gitme oralara" dedi bayan çok bilmişim benim:) Oldu dedim, tabi dönerim!!!:;) Kandırdım tabi O'nu, yolumdan döndüremez ki, bilir beni. Zaten 1 saat sonra "geliyoruz" dedi atlamışlar Vespa'ya. O'nu kim tutsun ki.. Ağaç kesmesini çiçek koparmasını bırak, kendisi hamam böceğini öldürmez, çığlık atsam kağıtla alır böceği, doğaya geri bırakır, böceğin de yaşama hakkı var der bana klasik bir kedi-köpek-doğa sever. Mısır'da ki olsa; o benim ciğerimi bilir, sesimden anlardı dönmeyeceğimi.  Arkadaşlarımın yanına yol aldım, illaki birini bulurum dedim. Maçka'da indim taksiden; Şaziye'nin önünde tam. Gençliğimiz geçti, hiç aklıma gelmezdi eski sokaklarıma bu sebeple gideceğim. Maçka'dan aşağı vurdum kendimi, havada helikopterler, uzaktan uğultulu sloganlar, şaşırdım, kaç yıldır sesi çıkmamıştı bu ülkenin.. Oralarda yine bilmem kaç tane kuzenim, kaç tane arkadaşım ayrı ayrı yerlerde biliyorum; sosyal medya sağolsun:) Ben malesef yine dik başlılığımdan, sona kalmamdan tekim yine:) Hayatta da hep böyle değil miyim zaten:)
Neyse, sonra bir iki arkadaşımla buluştuk Beşiktaş saat kulesinin oralarda, ilk defa işe yaradı İstanbul'da saat kulesi...Bir iki gaz, öksürük vs motorla karşıya döndük. Gece eve dönünce, annem ortalık yıkıldı, sen adalardasın dedi, annem bile coşmuş! Sonra anlattım, ilk defa kızmadı. Sonra ilk tencere tava sesleri, bağdat caddesinden kornalar gece saat 02:00, annemle birlikte çıktık sokağa.
Ertesi gün oldu hemen;kaç saat uyuduk ki zaten. Mısır'daki 24 saat ekrandan ve apple'larından nöbette . Buaradaki birçoğundan daha nöbette yani. Öbür kuzenim, erkek olan Allah bilir nerelerde, onu zaten tutana aşk olsun.

Yalan yok, 1 haziran'da öyle bir gaz yedim ki; zaten astımım var, ölmeye ramak kalmışken, allahtan yarım saat önce on yıldır görmediğim lise arkadaşlarım hayatımı kurtardı, bir de twitter sayesinde buluştuğum iş arkadaşım. Evde iki çocuğunu annesine bırakmış çıkmış. Gezi pastanesinde  buluştuk, epeydir yemek yememişim zaten, adada yemekten anlamadık birşey, ellerimizde cep telefonları..Pastanede mönüm: zeytinyağlı tabağı yanında da ayran.. Ayran zehri alır diye.. Çıktık; The Marmara'nın orada durduk, hamile kadın, gençler, yaşılar, takım formalı temiz yüzlü çocuklar, I phone'lular, yurdumun tüm insanları, hepimiz vardık. Meydana yürüyoruz denildi, ortalıkta sorun yoktu, polisler gitti dediler, park açıktı, yürürken parka, birden havadan yağmur gibi kapsüller yağmaya başladı, dört bir yandan; sağanak sanki, dört bir taraftan belki beş ya da altı taraftan; başımı kaldıramıyorum,  arkadaşımın birckenstocklarını hatırlıyorum, ayaklarına çarpa çarpa koşuyordu. O benden tecrübesiz, ben bir gün önce tayt ile t-shirt ile gidilmeyeceğini öğrenmiştim ne de olsa. Astımı unutmuşum bir tek. Bir an oldu; o an'da yere yığılmaya ramak kalmışken, tam da ne koşacak ne kaçacak gücüm varken; "Aman Allah'ım ne işim vardı burada, böyle ölecekmişim, yarım kaldı" diye düşündüm, aklımdan sesli geçti bunların hepsi, ağzımdan dökülmesine imkan yoktu, boğazıma yapışan gaz yığını nefesimi kesmişti, kendimi yere bırakmak istedim, uğraşacak çırpınacak gücüm yok, tükendim, bırakıyorum herşeyi.. O anda arkadaşım belime sarılıp öbürü elimden tutup "solüsyonu çıkar" diye bağırırken, diğeri, "tutun onu koşamıyor" diye bağırırken tam da Atatürk heykelinin ortasına yığılmaya ramak kalmıştı ki el verenlerin yardımı ile kazancı yokuşuna can havliyle koşmaya başladık hep birlikte, hiç biri bırakmadı beni. En sevgili arkadaşlarım olmasa da böyle bir şey işte. Arkaya bakmamak, acele etmemek lazımmış. Sonradan hep öğrendik. Hepsi saniyeler içerisinde oldu. Zannetmemiştim ki orada öleceğimi; pudra kokulu bir hayatım vardı öncesinde; ne bir trafik suçum oldu, ne uçlarda gezdim bu hayatta ... Sonrası zaten o yokuşta insanlık dramı idi. Koşarken önüme astığım çantadan solüsyonu dökdük başımdan, yüzüm bembeyaz, sesim biyonik. Cif şişesini yıkayıp hazırlamıştım, deterjan kokusu da cabası.. Döner kapılı bir otel kapısından içeri girmeye çalışmıştım; ama son kişi önümden içeri girdi, almadılar beni ve arkadaşımı. Ağlıyorum,  Yokuş aşağı çığlıklar vs, kusanlar, ağlayanlar, nefessiz kalanlar... O an anladım; hayat ile ölüm arasındaki ince çizgi, cumhuriyetimiz, Atatürk vs.. Kuzenim yurtdışından seyretmiş, halbuki öncesinde anlamalıydım dedi, canlı canlı seyretmiş. Dumanlara, insanların kaçışmasına inanamamış... Onlar evlerine döndü,ben biraz daha kalmak istedim. Cihangir'e doğru bir cafede oturdum, kendime böyle durumlarda aslında her durumda; üzüldüğümde, sevindiğimde, korktuğumda, coştuğumda bir orta Türk kahvesi söylerim. Yine aynısından yaptım. Gezi klasiği zaten; telefonumu şarj ettim. Beşiktaştan iki arkadaşım meydana geliyoruz dedi, başkaları aradı, geliyoruz diye ve başkaları... Çok değil yarım saat kırkbeş dakika sonra; o yokuş Türk bayrakları ve Atatürk posterleri ile doluydu; kızlı erkekli; binlerle hatta meydan yüzbinlerle doldu. 1 milyon olduğu söyleniyor. 10. yıl marşları söyleniyordu, inanılmazdı. Nişantaşı'na zar zor yürüdüm, dağılmıştım. Her yerde direnen kuzenlerimle Rönesans Pasajında buluştuk, acıkmışız ki şinitzsel yedik hatta:) Dönerken Akaretler'den ineyim dedim; çarşının içine düştüm; çok onurlulardı. W otelin oralar karmakarışık, sis içinde..Migros'a girdim, çantamdaki talcidlerden bir kaç şişe karışım yapmak için su ve süt aldım, yaptık orada taşlara bıraktım, artık duracak gücüm yoktu, bari birilerine yarasın.Eve dönmem epey zaman aldı, son işimden bir arkadaşımın evine tanımadığım kız arkadaşları ile çıktım, dinlendim. Lise arkadaşımı gördüm; yüzüne talcid sıktım, başka bir şey demedik bile. Çok kanıksamışız oralarda karşılaşmayı. Ne de olsa Terakki her yerde! Artık karşıya geçmeliydim; annem merak ederdi beni, Akaretlerden yukarı yürürken yine Nişantaşı halkı babetlerle, jeanlerle aşağı iniyordu. Akşam, eski mahallemden Teşvikiye'den çıkarken yürüdüm, gözlerim yandı, bir oralardan taşınırken ağlamaklı olmuştum, bir de o gece. Teşvikiye yanıyordu, göz açılmıyordu. Başka kız kuzenim Dolmabahçe'de sıkışmış kalmış o sıralarda.. Sosyal medya sağolsun, eski iş arkadaşlarım karı-koca çift bana yardım etti, Ihlamur'a gittim. Elimdeki solüsyonum artmıştı, masadaki bir arkadaşlarına verdim, belki işine yarar dedim. Evde bebeğim uyuyor ama O'nun için gitmem gerek dedi. Bizimkilerle taksiye bindik, köprüden geçerken; sanki film sahnesi gibi; Dolmabahçe'nin Beşiktaş'ın oralardan dumanlar yükseliyordu; kara kara bulutlar, inanılmazdı. ağlayacak gibi oldum o an yine..
Ata Dedem, Kendi Ölmüş Dedem, Büyük Dedem, Cumhuriyet, Demokrasi, Özgürlük, Türkiye Cumhuriyeti, İnandığım Değerler, Vicdanım, Bayrak, Gençlik, Gençliğe Hitabe, Gazlar, Dumanlar, Maskeler, Fularlar..
Pazar günü; vapur dolusu insan nöbet devralmaya gidiyordu, ben de yine tek; çöp toplamaya giden kuzenim evine dönmüş, bizim çocuklar, geceden yorulma oldukları için gündüz uyuyorlar, vapur iskelesi çok coşkuluydu, ama tüm bu kalabalıklarda fiziksel olarak tek olsam da en kalabalık hissettiğim zamanlar yine!

Günler hep böyle geçti, insanlıktan çıkmış şekilde; bakımsız bakımsız ama en güzel halimizle geçti günler..

Bir akşam hadi artık yemeğe gidelim dedik, giyindim, süslendim, evden tam çıkacağım,bir cumartesi akşamı.. Divan günüydü, aynen o kıyafetler geri dolaba, jean&spor ayakkabı&çanta haydi yine yollara. Makyajımı silmeden çıktım bu sefer. Evde durmak çok zordu. Son vapur gitti, Metrobüse yürüdük, o da çalışmıyordu.. Köprüyü yürüyerek rahmetli dedem geçmişti; o zaman bir heyetteydi ; boğaz köprüsünün açılış resimleri var evde, fötr şapkaları ile şık şık geçmişler.. Bir arkadaşımın kardeşi, küçük kuzenim, iş arkadaşım vs vs karşılaşmalar.. Belli yere kadar yürüdük, sonra yine sisler dumanlar, eve geri dönüş.. Ne yaptım sadece kalabalıklarla yürüdüm, yine gözlerim doldu... Olsun..

Bu daha başlangıç mücadeleye devam...



18 Aralık 2012 Salı

İSKELE ÜSTÜ AŞK!

Deniz kenarında sahilde otururken hiç aklına gelmez 1 dakika sonra aşık olacağı insanın.
Hatta daha gündüz denizden gelenin tanışma ihtimalini düşünüp gelmeyince üzülürken, bir bakmışsın karadan gelene aşık olmuşsun!
Derler ya fallarda; en çok da ben bizim kızlara derim: denizden geliyor, vallahi seni alıp gidiyor, sanki Nuh'un gemisi, tam takım herşeyi yanında, kalbi, dünyası herşeyi hazır, yarası sarık, sanki hiç geçmişi bagajı yok. Pürüzsüz, kolay kolay..Bulursan bana da haber ver diyorum içimden!
Öyle gelip almaya müsait.Aman neyse ne! Bana ne zaten denizden gelenden!
Denize bakarken sırtından gelene bir bakmışsın aşık olmuşsun!
Ummadığın anda  umduğundan masmavi. Hiç hayatında görmediğin bir renkse, bir tonsa, bir sesse hele..
Sanki küçük bir kız gibi.
İnsan utanıyor, henüz hiç birşey yaşayamadığın, yaşamaya teyet geçtiğin, kendini alamadığın bir yabancıya aşık oldum demeye çok utanıyor. Bu yaşta yaşamadan aşk olur mu? Kısa kısa birlikteliklerden sonra her önüne gelen aşk yaşarken ve sen bunu eleştirirken bu şehirde hem de tam yaşanmadan aşk olur mu? Henüz tadamadığın, aşk saydığın geçen bulut yüzünden insan yemekten kesilir mi hiç? Bilmezsin ki kimin oğlu? Daha öncesi var mı? İyi mi, kötü mü? Melek mi, şeytan mı? Hep kadının mı şeytanı olur? Ne yer ne içer?  Hem de yaşanmışlığına ve yaşlanmışlığına rağmen! Her gün görmek uğruna en yakınların seni aramasın da çağırmasın diye telefonunu kapatır mısın? Bal gibi kapatırsın, hep atarsın bugün sünnete gideceğim, bugün bizim orda deprem olmuş eve gitmem lazım, bugün evi su basmış, bugün bir yakınım vefat etti, bugün çok hastayım, yalanın biri bin para, duysan kendin inanmazsın..
Nasıl başladı diye sorarsan hiç sorma daha iyi, hangi ara, hangi cümle, hangi vurgu, hangi soru, hangi ses tonu. Hah olay o; o ses tonu işte!
Bu kadar tecrübeye rağmen insan utanır işte ses tonunu sevmeye.Ya sevesin gelmiş, ya sesi güzelmiş, ne bileyim ben, yaşamadan da bal gibi aşka düşermiş insan.
Bir bakmışsın; kalın aba arasından sanki tülbentle sarılı kalbe ince ince sızmış girmiş,  sevginin ortasına kurulup, seni o duvardan bu duvara atmış. Aradı arayacak derken bu yaşta telefonla uyumak adet olmuş. Yastık altı telefon vardı, çalarsa duyayım diye.. Bu yaşta hem de !Lisedeyken dolaşırdık o kaldırım senin bu kaldırım benim, aynı caddede 10 adım yürümek, 5 adım dönmek. Bu yaşta yeniden hem de!Bir mesaja 1000 kelime yazıp 1000 kelime silmek, üstelik artık yazarken seni görüyor, kimse yemiyor mesajının görülmediğini. Üstelik okuduğun anda görülüyor, cevap veremediğin kızardığın bile belli. Zaten umursamadağına iki harf bile yeter.Mertlik iyice bozuldu, havalanmak ne haddimize, anında cevap verebiliyorsan, cevabını okumaya yüreğin yetiyorsa, bir sonraki gelen bipe 1 dakika sonra bakabiliyorsan ne ala! Hâlâ 10 dk lazım bana.
Demekki bir gün kalorifer üstü aşklar da geri dönermiş! Kalorifer üstü demek; ortaokulda senden büyük bir abiye ok fırlatmak demek. Sırf hergün göresin var diye devamsızlık yapmadığın için teşekkür almak demek. Sadece adını bildiğin birini ne yiyip ne içtiğini, ne dinlediğini bilmeden, sesini duymadan sadece formasının dikişini ezbere bilmek demek. Kalorifer üstü bekleyip, nutkunun tutulması demek. Küçük bir kız gibi kendince sevmek demek. Sesini bile duymadım hiç. Duysam bile cep telefonu yoktu o zaman,altın sarısı sayfalardan evi bulunup herkes bir sessiz telefon yapmıştır bizim zamanlarda.
İskele üstü aşk bunun bir kaç gömlek üstü demekmiş.Birkaç dedikse onbin gömlek üstü tabi.
Yaşadıklarını yanına kâr sayıp, geçmişinde sesler, izler, sevişler bırakıp yeniden aşık olmak demekmiş..
Hatta hatta sesine aşık olmak.
El tokalaşmasına vurulup eve bırakılmak demek. Arabadan indiğin anda başına geleni anlamak birazcık da.
Kaloriferde beklerken; öncen yoktu, hayallerin vardı, kırılmamışlık hakimdi havaya. Henüz mevsimlerden ilkbahar tabi.. Etekler henüz diz üstüne çıkmamış, saçlar omuzlara dökülmemişti. Bu aşkta; geçmişin savrukluğu, yorgunluğu, yarıda kalmışlığı var, hayata kaldığın yerden seneler sonra başlayabilmek var. Sevgiye doymamışlık var. Dokunmadan seni titrek titrek dar ağaçta sallandırmış bile. Biriyle konuştuğunu görüp hala krizlere girebilmek var. Kimyanın havada uçuşması var. 
Tüm geçmişini kefeye koyup denize dökmek, bilmediğine tanımadığına yürümek. Geçmişini gözünün başının sadakası sayıp aman yolu açık olsun dedirten biri. Senin yapamadığını elin oğlu yapınca bir gün, yüklerin öyle veya böyle azalıyor. Aynı yere geçmişin eşiyle geldiğinde allahın işine bak sesin sahibi de geldi. O gelince akan sular durdu, sulara geçmişini gömüp sese kulak vermeyi seçtim. Hiç bakmak o yana, incelemek, uzaktan seviyor mu sevmiyor mu karısını diye kıskanmak aklıma gelmemiş hatta, şimdi farkettim, ne güzel günmüş. Deseler ki al sana geçmişin, yitik senelerin, tekrar oyunu baştan oyna, tüm şifreler sende, istediğin gibi oyna, diğer tarafta da bilinmeyenin oyunu, sonucu belirsiz, kazanmak da var kaybetmek de, ama kazandığın değer mi değmez mi onu da bilmiyorsun, hiçbir şey bilmiyorsun. Gözümü kırpmadan bilinmeyeni seçerim ilk defa, hele bunu ben yapıyorsam elin oğlu çok başka demek.
  
Tam da o günlerde bir şarkı çıktı; "Sen beni aşık ettin"! Dinlerken kalbin ağzına geliyor orasını, bak yine saçmaladım, aklım kalbim yine havada uçuşuyor , kim hangi kelime nereye geleceğini şaşırdı yine düşününce!
Her neyse, iskele üstü aşk işte! Hem de bu yaşta!

13 Aralık 2012 Perşembe

SIKILDIM!!!! ARTIK MASKELER DÜŞSÜN!

Şu bloğu açtığımdan beri en radikal kararımı alıyorum an itibariyle!

Maskeler düşsün! Ki kendimde en dikkat ettiğim şey; maskesiz olmaktır! Neysem O olmalıyımdır! İçimden geçen dışıma vuran olmalıdır!

Hep diyorum ya N style!
Evet, bir tarzım var benim!
Ben pek takım elbise insanı değilim !
Kurumsal bir tipim hiç yok!
İşe "tütü" ve "kabarık" eteklerimle gittiğimde mutluyum ben!
18 pont ayakkabılarımla koştuğumda Necla'yım, orası kesin!

12 Aralık 2012 Çarşamba

HALAMIN EVİ


Deniz Halam yani nam-ı diğer Şayan:) Her sene olduğu gibi enerjisiyle, coşkusuyla, evinin süsüyle püsüyle yeni bir yıla çoktan hazır. Bu görüntüler bir misafir gelince hazırlanmış gibi dursa da orada duralım! Çünkü Şayan, her daim, evde tek başına olsa da bu ışıkları yakar, meleklerini asar, noel babaları konuşturur, yaseminli veya bilimum bitki çaylarını içer... Hatta bizim kızlar her sene mutlaka bu evi ziyaret edip, keyiflenir, enerji dolar evlerine gidip bir yılbaşı telaşına girer:))) Ne de olsa Ahu'nun gerçek halası olduğu gibi bizim kızların da halası:) Gulseda'nın, Başak'ın, Ayşegül'ün, Nisa'nın, Elif'in konuşmaya bayıldıkları bazen benden de fazla konuşmaya bayıldıkları halaları..;)

Bir de evin üyesi BABY var!! Her zaman yapılan tüm dedikoduların içindedir kendisi. Merve ile deriz ki dili olsa neler söyler, bazen de dinlediklerinden içi şişmiş olabilir! Bir de Dogy vardı, O'nu da anmadan geçmemek lazım.. Mrv'ün tabiriyle "Dogy'm melek oldu!", O da yukarıdan dinliyor.. Kimler geldi kimler geçti şu hayatta, Baby herkese her gidene, her gelene, her olana her olmayana şahit:) Ha geldi ha geleceki ya da aman canım iyi ki olmamış demekki daha iyisi yolda dediklerimiz, gelenler, gelemeyenler, yazılı olanlar, kaderin önüne geçemeyenler, ya da sürprizleriyle sipariş kutusunda gelenler...:))

26 Eylül 2012 Çarşamba

EYLÜL

Yazın son akşamlarından bir tanesi...

Ay tepede; henüz dolunaya dönmedi, ilk dördün de değıl...:) Gülmemin nedeni Nagiş bana bir fal baktı, hep sorarız, e peki ne zaman ne zaman diye, sonra birbirimize deriz ki; ne zaman diye sormadığın zaman, ben de yine geçen sefer sordum; o da ilk defa bir tarih verdi, ilk dördünden sonra dolunaydan önce.. Allahtan Iphone var, aradık taradık tarih aralığı bile çıktı. 15-22 Ekim arası gelen gelecekmiş, Nagişim öyle dedi..:))))

Deniz huzur kokulu, George Dalaras fonda...Sanırım Xanarthis çalıyor..Vurgulu vırgulu, inişli çıkışlı, bazı şarkılarda dağ vardır, yukarı çıkarır sonra yere atar..

12 Haziran 2012 Salı

KIZ ARKADAŞLAR

Dün denize girdim yine, İstanbul'un mavisinde.. Sen de tarih olmuşsun sonunda! Hüzün müzün gelmiyor içimden... Bir tek gülmem geliyor kendi kendime..

Eskiler seninle bir yerlere gömülmüş, öyle bir yer ki orası, adresini yazmışım, yazdığımı yakmışım.

İlk ayrılık sabahı şöyledir; gece yatarsın bir an önce sabah olsun istersin, sabah kalkarsın günü yaşamadan geceye varmak, yorulmak, yoğrulmak, unutmak ve tekrar uyumak istersin. Evrensel bir dilek sanırım bu. Yaş, cinsiyet, milliyet farketmeyen tek duygu bu belkide. Aşık olanın binbir türlü hâli vardır da, ayrılanın tek ruh halidir bu. Geceyi gündüze karıp yok olmak, görünmez olmak, uyurgezer olmak..

14 Şubat 2012 Salı

HAYAT İŞTE !

Dersler silsilesi şu hayat!

Hükmümüz geçmiyor birşeye..

Şubat ayının 10+4. günü,  saat 20:45, E-5'in kenarı, işten ancak çıkabilmişim, servis beni yolun kenarında bıraktı.

Çok değil 5 yıl önce, aynı durağın 10 mt gerisi, tam olarak aynı gün ve aynı saat... Başka bir işten dönmüşüm, başka bir servis.. Aynı benim oysa..

5 Şubat 2012 Pazar

AŞK VE İNSAN DOĞASI

Ben, insan doğasının tarih, dönem, din, adet, gelenk ve görenek tanıdığını hiç düşünmem. İnsanın daha doğrusu kadın ve erkeğin olduğu her yerde bu üç kavram iç içe geçmiştir. Bastırılmışlıklar, bazı zamanlarda dinlerin insanlar üzerindeki güç gösterileri, birilerine gore ayıplar sanki genel geçer kurallar oluşturur dönemlere gore..

PUDRA KOKULU KADINLAR ÜZERİNE

Bir Bahar vardı Asmalı Konak'ta, çok yakındı sanki bize,icinden adı gibi Baharlar fiskirirdi!

Sinirlenince susmaz, adamın beynini yer bitirir böyle kadınlar... Cool kadın olmak tarzı değildir , kıskanır sevgiliyi epeyce, fırtınası içinde kopanlardan hiç değildir, bağırır cagirir, ama barışması bir o kadar tutkuludu...r, acısını çıkarır tensiz günlerin. Askını, sevgisini icinde yasamaz pek, dıştan gören hayran kalır, sevilmeye imrenir ölesiye. Gözlerinde perde falan yoktur,gönlü, gözü ve dili aynıdır, içi başka dısı başka değildir asla. Nefret bile kusar anlık, ama anlıktir. İsim olmaz senle deyip de icinden yas tutmaz, icinde bittiyse bitmiştir dısında da, cam çerçeveyi hep adamlar indirmez bizim Bahar'lar da indirebilir... Yasam iksirini icmiştir hallice...

İSTANBUL'DA DENİZE GİRMEK

Bazen insan bazı insanlardan hiç vazgeçemiyor...

İstanbul'da denize girmekten vazgeçmedim, seni sevmekten hiç vazgeçmediğim gibi..

Çok güzeldi, berraktı, tertemizdi ve iyot kokuluydu, ne tuzluydu ne tatlı.. Tıpkı senin gibi ne acıtırdı içimi, ne yakardı tenimi, ne de çok tat verirdi insana. Hem yeşildi hem mavi. Tıpkı senin gibi; tüm gerçekler ondaydı, maskesizdi, özü ve ruhu saydam, gün ağardığında mavi göğün yüceliğini içine alırdı, güneş tepeden kaçtımı, geceye dönmeden yeşil olurdu ağaçlar gibi, içime orman kokusu salardı hani babaların bir parfümü vardı biz küçükken kozalak gibi orman görünümlü, huzur ve baba kokusu, bazen onu hatırlatırdı. Gece oldumu da lacivert. Lacivert senin rengindi zaten, sana en çok o yakışırdı. Soğuk ama candan, mesafeli ama içten, sert ama derin, bakışların gibi delici, gözün en çakır hali. Gözlerin lacivert değildi, erkek gibi kahverengiydi işte, ama sen laciverttin. Siyah gibi serseri değil, gri gibi ruhsuz değil, mor gibi yanardöner değil. İstanbul'un lacivert akşamları işte...

MUTLULUK TOHUMU

Bütün yazılan ve yaşanılan hüzünlerde terk edimişlik, acı sızı ağrı gözyaşı göründüğü gibi tek taraflı olmaz hiç. Bilirim ki ben ne düşünürsem aslında o da aynısını düşünür, belki benden bile daha fazlasını yaşar içinde. O da üzülür, o da iç çeker..Ama niyesi yoktur bazen bazı şeylerin. Olması gereken bazen böyledir, anlamsızdır, psikolojik tahlillere gerek yoktur, derine inmeye, çocukluğu çözmeye, etrafı sorgulamaya, dostları kıyıma, el uzatmaya yardım etmeye hiç gerek yoktur. Tek cevabı vardır görünenin; olduğu gibi kabul etmeye, görünmeyeni aramaya son verip görüneni sindirme zamanıdır artık.

Bağıımlılık mıdır, bağlılık mıdır? Alışkanlık mıdır, sevgi midir? Kalp midir, kalpsizlik midir? En önemlisi "gitmek midir, kalmak mıdır?" Tüm cevaplar yolun sonunda görülecektir bir bir. Vakit tam da yeni sulara yelken açma vaktidir. Sorular başladıysa gitmek vaktidir.

İSTANBUL'A KAR YAĞINCA

Kar yağar bu şehre, beyaz pamuklar iner bazılarına göre gökten yere... Bazılarına göre ise okullar tatil olur...Damları pamuk kaplar ya da ulaşım durur, hayat durur...

Benim için hayat orda başlar, binbir umut yağar gökten kalbime. Karın sesi vardır, melekler şarkı söyler ve yerlere tutam tutam sevgi atarlar. Belki senin gönlüne benim adım düşer buarada diye beklerim. Kar küremi sallarım, dualar ederim buz taneleri kar taneleri kalbini ısıtır diye. ..

Biz seninle İstanbul'da her kar gününde yürürdük, karın seslerin olduğunu seninle öğrendim, kar tanelerinin hepsinin farklı olduğunu, bazılarının adının olduğunu öğrendim.

Şimdi ayrılık akşamlarının en sevilen misafiri bizim kar taneleri...

MESAJ

Yorgun olmak, hayat boyle yapti demek, o kacti demek, bu gitti demek, pes etmek, kusmek, kapanmak, en kotusu umutlanamamak, hayallerinin yikilisina tanik olmak!!!

Hayatta yenilenlerin degil yenilmeyi secenlerin; siginaklari, mazeretleri, saklandiklari... Kendini seversen eger küçükten sevdiğin icindeki o küçücük kız gibi,yolun sonunda isik olduguna inanirsan eger, o isiga dogru oyle de olsa böyle de olsa kalkip yurumeyi secersin; gidenle olmezsin, gitmistir ki asil o gelen varya o gelen kapinin ardindaki gelen, isigin simleri icinden aslinda bir yerde hayatinda onu sana hazirladigi senin ona hazirlandigin, daglarin ardindan, denizlerin icinden,fallarda cikan ama ne zaman a ne zaman dedigimiz, GELEN'le mutlu olmaktir her cekilen kucuk buyuk acinin nedeni. Aslında düne baktığında kucuk bir problem, bugüne hükmü yok zaten.

ÜSTÜNÜ ÇİZDİM SENİN

Üstünü çizdim senin!

Bir öncekinin , ondan öncekinin, ondan...
Sarki var çok sevdiğim söylemekten usanmadigim... Aynı şarkıyı sar basa sar basa, dinlemekten söylemekten usanmiyorum. Her seferinde bir öncekinden baska anlayarak ruhuma işleyerek, kalbime kaziyarak giriyor bedenime bu sarki. Kulağımdan girip, dilime dolanıyor, oradan kalbime iniyor, ellerimi titretiyor, boğazımı dugumluyor. Orda iste icime hapsoluyor. Her bir sözün kitabını yazasım geliyor! Seni, bir öncekini de keske öyle işleyebilsem, öyle vazgeçmesem. Ama bir sarki kadar etmez mı bir insan.. Ne acittigin icin, ne akıttıkların icin, ne gördüğüm rüyalar icin, ne kurdugum hayaller icin vazgeçtim senden de.. Yasatamadiklarin icin vazgeçtim, ama kırık vazgeçmişlik değil bu, son bilmem kac yüz keredir aynı caymışlik ve üstünü çizmişlik.

Peki bu şarkıları kimler yazdırıyor, kimler şiir yazdırıyor, kimler üzebiliyor bile, kimler unutulmuyor, kimler bulutlara çıkarıyor, kimler bu vazgeçilmeyenler, kimler yastıkları ıslatiyor, kimler hayalleri gerçek yapıyor, kimler aşka boğuyor insanı, kimler???

SEVGİ KONUŞUNCA

Olsaydım, olsaydım, ben yağmur olsaydım, düşseydim bulutlardan kirpik de dursaydım... Esseydim denizlerde kalbinde uyusaydım...

Sana çekiliyorum, sana kaçıyorum...
O'na gidiyor akıl işte bazen.
Sırayla sarkilari dinliyorum. Bir bir; ne hayaller, ne umutlar, ne geçmiş, ne bugün, ne düşler, ne yarınlar, herşey, her zaman ve her durumun içine bürünüyorum, o rolden bu role giriyorum, her anı yaşıyorum..

İçimdeki aşkı coştur coşturabildiğin kadar!

Ama derken bu çalıyor, orda bir saygı duruşuna geçiyorum... Kendime saygı duruşu bu, vay be diyorum! Ne sevmişsin!!! Hakkını vermek lazım sevilenin de tabi!!!

3 Şubat 2012 Cuma

KAR VALSİ

Aşk gibisin, beyaz büyü!
Hoşgeldin yüreğime...

İnsan ne yapacağını şaşırıyor; kar desenli eldiven mi taksa çıksa, mangalda sucuk ekmek mi yese, kestane mi pişirse, tarçının içinde sahlepiyle aroma mı çekse burnuna?

Yoksa camın kenarına tünese, sokaklara dalsa, rüyalara dalsa, aşka gelse, perdeleri sıyırsa sonuna kadar, cam güzeli mi olsa..?

Hangi müziği açsa? Karlı cümlelerden ışık olup aksa ya da ritmi yüksek, içinden kuş uçurtan cinsten melodiler mi dinlese? Hüzne mi sarsa? Sevdalara mı sarmalansa ? Coşup coşup dağıtsa mı?

Yerlere atmak istiyor kendini, karlara vücudunun imzasını atmak istiyor insan, ellerini açıp gökten oynaşarak inen taneciklere merhaba demek istiyor. Bata çıka yürümek, kardan iz bırakmak istiyor.

Gecenin rengini iyice şaşıranlardanım ben!

Mavi gecelere tövbe ederim, o da nedemek ki? Gecenin rengi beyaz diye utanmasam yemin ederim..

Büyü yaptım bu gece, kar büyüsü bunun adı! Sanki hep yaparım ya? Yapsam zaten büyüleri kendime bir prens yaratır, şatolarda yaşardım ya neyse...

Diledikçe coştum, coştukça yağdı, yağdıkça diledim... Karmakarışık oldum..

Eskiden kar'ı O'nsuz yaşamak ölüm derdim.. Şimdi diyorum ki kar bensiz yaşanır mı be adam!