24 Eylül 2013 Salı

Bir kaç gün GEZİ'ndim..

Kendime inanamadım!
Gerçekten uzun zaman olmuş; bir kış, bir bahar ve yaz geçmiş yazmayalı, buraları donatmayalı..
Sanki hiçbirşey yaşanmamış gibi olmuş, ya da kimbilir çok şey yaşanmış gibi belki de..
Çok çalıştım; işime verdim kendimi, sonra bahar geldi; binbir umutla! Ne bahar hem de ; aslında baharın son günü 31 MAYIS 2013. Dünyanın en umutlu günü oldu bence; adı üstünde der gibi; baharın son günü; yazın müjdecisi bir gün. Ertesi gün gerçekten buralara yıllardır böyle yaz gelmemişti hani! 1 HAZİRAN 2013. Ve sonrası..
Bizim gibilerin hayatlarının en onurlu günü oldu bu iki gün arası süren 24 saat. Ne yaptık; sadece bayrak aldık çıktık sokaklara, meydanlara, sadece durduk, kenetlendik, birleştik, taşkınlık yapmadık, taş atmadık öyle denilen gösterilen gibi, marş söyledik, sloganlar attık... Tipimde hiç öyle taşkın biri yok ki zaten.. Gaz yiye yiye yürüdük, arkadaşlarla karşılaştık, sarıldık, ağladık.. Direndik işte! Çöp toplaya toplaya, birbirimize yardım ede ede.. En güzeli de belki bu oldu; önyargılar yıkıldı ne yalan söyleyeyim. 31 Mayıstan önce demek ki yargılar varmış kafamızda, gözümüzde sisler, bulutlar varmış. Yan yana geleceğimi düşünmediğim insanlar, adamlar kadınlar, tinerci çocuklar el eleydi. Adını bilmediğim, kim olduğunu bilmediğim; takımını, görüşünü, önceliklerini bilmediğim çocuklar solüsyonlar sıktı yüzüme, abla iyi misin dedi gümüşsuyunda bir tanesi, bu limon işe yaramaz dedi, sen iyisi yarına talcid-renine-süt-su karışımı hazırla dedi.. Ben hiç tanımadığım esmer iri kıyım bir adama iki fıs fıs sıktım, saol dedi bana. Derken ; dünya ahiret bacımsın derler ya aynı onun gibi dedi. Ne güzel insanlarmışız biz aslında; fb-gs kardeşmiş hepimizin kanında siyah-beyazın asaleti varmış mesela.Sol-sağ-muhafazakar-dindar-sosyalist yokmuş; Türk insanı varmış özde. Sarı saçlım mavi gözlüm bizi izleyince ilk kez belki böyle gurur duymuştur! Sanmam, daha önce bunun gibi birlik beraberlik olmamıştır bu ülkede.
İlk akşam Büyükadada Milto'dan yemekten kalktım; ayağımda dore renkli simli superga spor ayakkabılarım, taytım, balıkçıda kestirdiğim 4 limon ile gittim. He bir de arkadaşımdan fular aldım. Sandım ki fular beni korur:) Tek gittim.. Bağdat Caddesi'nden araba ile geçerken; eskilerden birini gördüm, laylaylom yürüyordu, oh iyi ki ayrılmışım dedim hatta! Adama bak; cumhuriyet elden gidiyor adam caddede dolaşıyor! Giderken; klasik yalanlar: ben adadayım anne! Kuzenim aradı: "Ben bugün gaz yedim, sen kesin ölürsün astımın var." dedi, "Artık, çok yoruldum sen de dön evine, gitme oralara" dedi bayan çok bilmişim benim:) Oldu dedim, tabi dönerim!!!:;) Kandırdım tabi O'nu, yolumdan döndüremez ki, bilir beni. Zaten 1 saat sonra "geliyoruz" dedi atlamışlar Vespa'ya. O'nu kim tutsun ki.. Ağaç kesmesini çiçek koparmasını bırak, kendisi hamam böceğini öldürmez, çığlık atsam kağıtla alır böceği, doğaya geri bırakır, böceğin de yaşama hakkı var der bana klasik bir kedi-köpek-doğa sever. Mısır'da ki olsa; o benim ciğerimi bilir, sesimden anlardı dönmeyeceğimi.  Arkadaşlarımın yanına yol aldım, illaki birini bulurum dedim. Maçka'da indim taksiden; Şaziye'nin önünde tam. Gençliğimiz geçti, hiç aklıma gelmezdi eski sokaklarıma bu sebeple gideceğim. Maçka'dan aşağı vurdum kendimi, havada helikopterler, uzaktan uğultulu sloganlar, şaşırdım, kaç yıldır sesi çıkmamıştı bu ülkenin.. Oralarda yine bilmem kaç tane kuzenim, kaç tane arkadaşım ayrı ayrı yerlerde biliyorum; sosyal medya sağolsun:) Ben malesef yine dik başlılığımdan, sona kalmamdan tekim yine:) Hayatta da hep böyle değil miyim zaten:)
Neyse, sonra bir iki arkadaşımla buluştuk Beşiktaş saat kulesinin oralarda, ilk defa işe yaradı İstanbul'da saat kulesi...Bir iki gaz, öksürük vs motorla karşıya döndük. Gece eve dönünce, annem ortalık yıkıldı, sen adalardasın dedi, annem bile coşmuş! Sonra anlattım, ilk defa kızmadı. Sonra ilk tencere tava sesleri, bağdat caddesinden kornalar gece saat 02:00, annemle birlikte çıktık sokağa.
Ertesi gün oldu hemen;kaç saat uyuduk ki zaten. Mısır'daki 24 saat ekrandan ve apple'larından nöbette . Buaradaki birçoğundan daha nöbette yani. Öbür kuzenim, erkek olan Allah bilir nerelerde, onu zaten tutana aşk olsun.

Yalan yok, 1 haziran'da öyle bir gaz yedim ki; zaten astımım var, ölmeye ramak kalmışken, allahtan yarım saat önce on yıldır görmediğim lise arkadaşlarım hayatımı kurtardı, bir de twitter sayesinde buluştuğum iş arkadaşım. Evde iki çocuğunu annesine bırakmış çıkmış. Gezi pastanesinde  buluştuk, epeydir yemek yememişim zaten, adada yemekten anlamadık birşey, ellerimizde cep telefonları..Pastanede mönüm: zeytinyağlı tabağı yanında da ayran.. Ayran zehri alır diye.. Çıktık; The Marmara'nın orada durduk, hamile kadın, gençler, yaşılar, takım formalı temiz yüzlü çocuklar, I phone'lular, yurdumun tüm insanları, hepimiz vardık. Meydana yürüyoruz denildi, ortalıkta sorun yoktu, polisler gitti dediler, park açıktı, yürürken parka, birden havadan yağmur gibi kapsüller yağmaya başladı, dört bir yandan; sağanak sanki, dört bir taraftan belki beş ya da altı taraftan; başımı kaldıramıyorum,  arkadaşımın birckenstocklarını hatırlıyorum, ayaklarına çarpa çarpa koşuyordu. O benden tecrübesiz, ben bir gün önce tayt ile t-shirt ile gidilmeyeceğini öğrenmiştim ne de olsa. Astımı unutmuşum bir tek. Bir an oldu; o an'da yere yığılmaya ramak kalmışken, tam da ne koşacak ne kaçacak gücüm varken; "Aman Allah'ım ne işim vardı burada, böyle ölecekmişim, yarım kaldı" diye düşündüm, aklımdan sesli geçti bunların hepsi, ağzımdan dökülmesine imkan yoktu, boğazıma yapışan gaz yığını nefesimi kesmişti, kendimi yere bırakmak istedim, uğraşacak çırpınacak gücüm yok, tükendim, bırakıyorum herşeyi.. O anda arkadaşım belime sarılıp öbürü elimden tutup "solüsyonu çıkar" diye bağırırken, diğeri, "tutun onu koşamıyor" diye bağırırken tam da Atatürk heykelinin ortasına yığılmaya ramak kalmıştı ki el verenlerin yardımı ile kazancı yokuşuna can havliyle koşmaya başladık hep birlikte, hiç biri bırakmadı beni. En sevgili arkadaşlarım olmasa da böyle bir şey işte. Arkaya bakmamak, acele etmemek lazımmış. Sonradan hep öğrendik. Hepsi saniyeler içerisinde oldu. Zannetmemiştim ki orada öleceğimi; pudra kokulu bir hayatım vardı öncesinde; ne bir trafik suçum oldu, ne uçlarda gezdim bu hayatta ... Sonrası zaten o yokuşta insanlık dramı idi. Koşarken önüme astığım çantadan solüsyonu dökdük başımdan, yüzüm bembeyaz, sesim biyonik. Cif şişesini yıkayıp hazırlamıştım, deterjan kokusu da cabası.. Döner kapılı bir otel kapısından içeri girmeye çalışmıştım; ama son kişi önümden içeri girdi, almadılar beni ve arkadaşımı. Ağlıyorum,  Yokuş aşağı çığlıklar vs, kusanlar, ağlayanlar, nefessiz kalanlar... O an anladım; hayat ile ölüm arasındaki ince çizgi, cumhuriyetimiz, Atatürk vs.. Kuzenim yurtdışından seyretmiş, halbuki öncesinde anlamalıydım dedi, canlı canlı seyretmiş. Dumanlara, insanların kaçışmasına inanamamış... Onlar evlerine döndü,ben biraz daha kalmak istedim. Cihangir'e doğru bir cafede oturdum, kendime böyle durumlarda aslında her durumda; üzüldüğümde, sevindiğimde, korktuğumda, coştuğumda bir orta Türk kahvesi söylerim. Yine aynısından yaptım. Gezi klasiği zaten; telefonumu şarj ettim. Beşiktaştan iki arkadaşım meydana geliyoruz dedi, başkaları aradı, geliyoruz diye ve başkaları... Çok değil yarım saat kırkbeş dakika sonra; o yokuş Türk bayrakları ve Atatürk posterleri ile doluydu; kızlı erkekli; binlerle hatta meydan yüzbinlerle doldu. 1 milyon olduğu söyleniyor. 10. yıl marşları söyleniyordu, inanılmazdı. Nişantaşı'na zar zor yürüdüm, dağılmıştım. Her yerde direnen kuzenlerimle Rönesans Pasajında buluştuk, acıkmışız ki şinitzsel yedik hatta:) Dönerken Akaretler'den ineyim dedim; çarşının içine düştüm; çok onurlulardı. W otelin oralar karmakarışık, sis içinde..Migros'a girdim, çantamdaki talcidlerden bir kaç şişe karışım yapmak için su ve süt aldım, yaptık orada taşlara bıraktım, artık duracak gücüm yoktu, bari birilerine yarasın.Eve dönmem epey zaman aldı, son işimden bir arkadaşımın evine tanımadığım kız arkadaşları ile çıktım, dinlendim. Lise arkadaşımı gördüm; yüzüne talcid sıktım, başka bir şey demedik bile. Çok kanıksamışız oralarda karşılaşmayı. Ne de olsa Terakki her yerde! Artık karşıya geçmeliydim; annem merak ederdi beni, Akaretlerden yukarı yürürken yine Nişantaşı halkı babetlerle, jeanlerle aşağı iniyordu. Akşam, eski mahallemden Teşvikiye'den çıkarken yürüdüm, gözlerim yandı, bir oralardan taşınırken ağlamaklı olmuştum, bir de o gece. Teşvikiye yanıyordu, göz açılmıyordu. Başka kız kuzenim Dolmabahçe'de sıkışmış kalmış o sıralarda.. Sosyal medya sağolsun, eski iş arkadaşlarım karı-koca çift bana yardım etti, Ihlamur'a gittim. Elimdeki solüsyonum artmıştı, masadaki bir arkadaşlarına verdim, belki işine yarar dedim. Evde bebeğim uyuyor ama O'nun için gitmem gerek dedi. Bizimkilerle taksiye bindik, köprüden geçerken; sanki film sahnesi gibi; Dolmabahçe'nin Beşiktaş'ın oralardan dumanlar yükseliyordu; kara kara bulutlar, inanılmazdı. ağlayacak gibi oldum o an yine..
Ata Dedem, Kendi Ölmüş Dedem, Büyük Dedem, Cumhuriyet, Demokrasi, Özgürlük, Türkiye Cumhuriyeti, İnandığım Değerler, Vicdanım, Bayrak, Gençlik, Gençliğe Hitabe, Gazlar, Dumanlar, Maskeler, Fularlar..
Pazar günü; vapur dolusu insan nöbet devralmaya gidiyordu, ben de yine tek; çöp toplamaya giden kuzenim evine dönmüş, bizim çocuklar, geceden yorulma oldukları için gündüz uyuyorlar, vapur iskelesi çok coşkuluydu, ama tüm bu kalabalıklarda fiziksel olarak tek olsam da en kalabalık hissettiğim zamanlar yine!

Günler hep böyle geçti, insanlıktan çıkmış şekilde; bakımsız bakımsız ama en güzel halimizle geçti günler..

Bir akşam hadi artık yemeğe gidelim dedik, giyindim, süslendim, evden tam çıkacağım,bir cumartesi akşamı.. Divan günüydü, aynen o kıyafetler geri dolaba, jean&spor ayakkabı&çanta haydi yine yollara. Makyajımı silmeden çıktım bu sefer. Evde durmak çok zordu. Son vapur gitti, Metrobüse yürüdük, o da çalışmıyordu.. Köprüyü yürüyerek rahmetli dedem geçmişti; o zaman bir heyetteydi ; boğaz köprüsünün açılış resimleri var evde, fötr şapkaları ile şık şık geçmişler.. Bir arkadaşımın kardeşi, küçük kuzenim, iş arkadaşım vs vs karşılaşmalar.. Belli yere kadar yürüdük, sonra yine sisler dumanlar, eve geri dönüş.. Ne yaptım sadece kalabalıklarla yürüdüm, yine gözlerim doldu... Olsun..

Bu daha başlangıç mücadeleye devam...



Hiç yorum yok: